BTP GENEL MERKEZİ'NDEN KAMUOYUNA DUYURU

duyuru, açıklama


Aziz milletimiz,

Özellikle son günlerde bazı çevreler tarafından Genel Başkanımız Prof. Dr.  Haydar BAŞ’la ilgili bazı dedikodu ve iftiralar yapılmaya çalışılmaktadır. Halkın arasına da yayılmaya çalışılan bu nifak ve fitne tohumlarının belirli basın organlarında yer alması düşündürücüdür.

Dıştan güdülmeyi varlık sebebi sayarak devleti ve milleti içten teslim almaya çalışan, bu sebeple de devlet kurumlarını, orduyu ve milleti birbirine düşüren bu odakların, devlete, millete ve hukuka sahip çıkmış Genel Başkanımızı hedef tahtasına oturtma gayretlerini anlamak hiç de zor değildir.

Aynı güçler, devletin ve milletin istikbalinin teminatı olan bu hareketi baltalamak, Genel Başkanımızın itibarını zedelemek ve onun hizmetlerini milletin gözünden saklamak için ortaya koyduğu hizmeti illegal göstermeye çalışmaktadırlar. Hemen belirtelim ki asıl illegallik bu menfur zihniyet ve onların ortaya koyduğu fitne hareketleridir. Bu asılsız ve mesnetsiz saldırılar yüce milletimiz tarafından ibretle izlenmekte olup mutlaka mahkûm edilecektir. Ayrıca bu sürece Prof. Dr. Haydar BAŞ Beyin ismini geçirerek bulaştırmaya çalışanlar hukukun en temel ilkelerini çiğnedikleri gibi yargıyı da yanlış yönlendirme hesabı içindedirler.

Söz konusu haksız saldırılar devlet ve millet adına değil, kendini devlet ve millet yerine koyan yerli işbirlikçiler tarafından yapılmaktadır. Burada hedef devletin kimliği, milletin birlik ve beraberliği ve vatanın bölünmez bütünlüğüdür.

Bu oyun yeni de değildir. Onlarca yıldan beri Genel Başkanımızı millet hizmetinden alıkoymak için mali ve hukuki yönden pek çok saldırı plan ve programı tezgâha konulmuştur. İşyerleri kapatılmaya çalışılmış birçok iftiralar mahkeme salonlarına taşınmıştır. Bugüne kadar yüzden fazla dava ve 20 bin sayfayı aşkın mahkeme dökümanları ile tarihte bir benzeri görülmemiş hukuk mücadelesi verilmiştir. Kendisine iftira atanlar her defasında mahkemeler tarafından ceza ve tazminatlara mahkûm edilmiştir.

28 Şubatın gerçek mağduru Prof. Dr. Haydar BAŞ’ tır. Jandarma, emniyet yıllarca onun peşine düşerek baskı uygulamıştır. Birçok işyerlerine baskınlar düzenlenmiştir.

O gün olduğu gibi bugün de aynı zihniyet Genel Başkanımızı mağdur etmeye çalışmaktadır. Mesela, BTP tarafından İstanbul Çağlayan meydanında yapılan 300 bin kişilik miting, küçük bir grupça sabote edilmeye çalışılmış, iddianamede, miting o küçük grup tarafından yapılmış gibi ifade edilmiştir.

Bütün baskılar ve mağduriyetlere rağmen Prof. Dr. Baş, bir şefkatli baba tavrıyla devletine ve milletine sahip çıkmıştır. O yanlış ve zulüm yapanların, kendisini devlet yerine koyan, görevini kötüye kullanan bir kısım şahıslar olduğunu biliyordu. Bu sebeple o, devletine küsmedi, darılmadı, daha çok sahip çıktı. Her zaman “devlet zaafa uğrarsa millet dağılır” dedi. Askere sahip çıkması da aynı mantıkladır. Zira ordusu güçlü olmayan bir milletin ayakta kalma şahsı yoktur.

Daha birkaç gün önce hacda, Arafat ta kaldığı çadırda Türk Bayrağını gören hacılar “mutlaka bu Haydar Hocanın çadırıdır” diyorlardı.

Unutmayalım ki, ülkenin yapı taşları ile oynuyorlar. Ülkeyi ülke, devleti devlet ve milleti millet yapan tüm değerler, içimizden gözüken ve fakat başka güçler hesabına çalışan eller üzerinden boşaltılıyor. Ha Türk Devleti olmuş, ha AB, ABD demeye getiriyorlar. Bayrağımızı tartışmaya açarak ona bez parçası diyorlar. Ha Türk Bayrağı, ha ABD veya AB bayrağı ne fark eder diyorlar.

Vatan topraklarını, millete ait kamu kurum ve kuruluşlarını yapancılara peşkeş çektiler. Asker, Ordu ve devlet “düşman” muamelesine tabi tutuldu. Kıbrıs ta Türk Askeri işgalci ilan edildi. Sözün özü, Türk Milletini teslim almak istiyorlar. Ve iyi biliyorlar ki tüm bu oyunları bozan tek adam Prof.Dr.Haydar Baş’tır. Bunun için ona askerin adamı, derin devletin adamı, yakıştırmasını yaptılar. Keşke Asker ve Devlet Prof. Dr. Haydar Baş’ı dinleseydi. O zaman Kıbrıs elden çıkma noktasına gelmezdi, o zaman millet devlet ile çatışmazdı. O zaman vatan toprakları ecnebilere satılmazdı. Devlet borca batmazdı, teröristler kahramanca karşılanmazdı, o zaman vatan toprakları bölünme noktasına gelmezdi.

Ne yazık ki; Bu millete sahip çıkan Prof.Dr.Haydar Baş’a saldıranlar 28 Şubatın Mağduru değil, gerçekte 28 Şubatın senaryosunu yazanlardır. Onlar iyi polis- kötü polis rolünü paylaşarak sonuçta milletin ve devletin kaybettiği bir finali hazırlamışlardır. Mağdur rolü oynayanla, o günün siyaset ve asker sorumlusu aynı fotoğraf karesinde buluşmuş, aynı Yahudi kuruluşlarından ödül almışlardır. Misyonları ortaya çıkarılınca da bu kez patronlarının çağırmasıyla ABD’de istihbarat kontrollü çiftlik evlere yerleştirilmişlerdir.

Aziz milletimiz, şu noktadan da rahat olsun ki hukuku ihlal edenlerden, bu yolla yargıyı yönlendirmeye çalışanlardan hukuk nezdinde hesap sorulacaktır. Birtakım dış şer odaklarının talimatları ile hareket eden, milletin kimliğini, akaidini, kültürünü ve fiziki varlığını peşkeş çekenler, tarih- millet ve hukuk önünde hesap vereceklerdir.

Genel başkanımız ve biz bu güne kadar haklı olduğumuz bütün konularda geri adım atmadık bundan sonra da atmayacağız.

Özümüz ve davamız millet meselesidir. Mücadelemiz devlet millet ve topyekun bizi biz yapan değerler adınadır.

Dindarız ama asla fundemantalist değiliz. Sonuna kadar milliyetçiyiz ama kafatasçı ve bölgeci değiliz. Her zaman mandacılığa karşı çıktık ve bağımsızlık bizim millet olarak karakterimizdir.

Ana meselemiz insana hizmettir. Vatan ve millet sevgisi iftihar kaynağımızdır. Temel hak ve hürriyetleri korumak, hem sloganımız hem de hedefimizdir. Hukukun üstünlüğüne sahip çıkmak, değişmez parolamızdır. Devlete ve millete birlikte sahip çıkmak ve hizmet etmek gayemizdir. Halka hizmetin hakka hizmet olduğunun idraki içindeyiz. Mücadelemizde milletimizin yüksek menfaatleri ve samimiyetimiz belirleyicidir. Ekonomik kalkınma, hayati önem taşımaktadır. Hiçbir güç bizi bu yüce gayeden geri çeviremez. Millet ve onun bağlı olduğu mana ve değerler dışında başka otoriter bir güçte tanımıyoruz. Kimliği, vasfı, unvanı ne olursa olsun herkes her kurum hukuk çizgisinde kalmaya mecburdur. Yıkıcı çevreler hukukun ve milletin bariyerlerine bir gün çarpacaklarını unutmamalıdır. Yargının adaletle hareket etmesi onun varlık sebebidir ve buna inancımız tamdır. Siyasiler millet için vardır ve asla kendi bindikleri dalı kesmemelidirler.
 
Konuyla ilgili olarak Genel Başkanımız Prof. Dr. Haydar Baş 5 Aralık Cumartesi Meltem TV.de saat 21:00 de Ekoanaliz programında basın mensuplarının sorularını cevaplandıracaktır. Bu şartlar altında Yüce Milletimizin Prof.Dr.Haydar BAŞ ve onun fikir ve projelerinin etrafında kenetlenmek dışında başka bir yolu yoktur. Milletimiz, kendisine sahip çıkanlarla, kendisine oyun oynayanları fark etmek mükellefiyeti altındadır. Milletimizin bu basiret ve ferasete sahip olduğuna inanıyoruz.

Bu duygularla Aziz Milletimizi sevgi ve saygılarımızla selamlıyoruz.

BTP GENEL MERKEZİ:  Haberin videosu : http://www.dailymotion.com/video/xbbqxu_bayymsyz-turkiye-partisinden-

02 Dec 2009

(0)

SORUN ÜRETİMDE DEĞİL TÜKETİMDE

ekonomi


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, bugün Türkiye’de olduğu gibi dünyada üretim değil tüketim sorunu olduğuna işaret ederek, tüketimi harekete geçirecek formüllerin Milli Ekonomi Modeli’nde bulunduğunu belirtti.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bugün dünyada üretim değil tüketim problemi olduğunu vurguladı. AKP hükümetinin uyguladığı ekonomi programını değerlendiren BTP Genel Başkanı, iktidarın ekonomiyi canlandırmak için KOBİ’lere kredi vermek için çalışmalar yaptığını hatırlatarak, şunları kaydetti: “Diyelim ki verdiniz, ne olacak yani adam üretim yaptı, peki kime satacak malını? Bugün Türkiye’de üretim problemi yok. Dünyada üretim problemi yok. Problem millette yani tüketicide… İşçinin cebinde para yok, memurun, emeklinin, tarım kesiminin, orman köylüsünün, esnafın ve sanayicinin cebinde para yok. Tüketen bitti. Sen bu ekonomide yine üret. Ne olacak o zaman? Stoklar artacak. Stoklar arttığı zaman buna da büyüme derler, haberiniz olsun. Bunların büyüme dediği şey işte bu. Orada çürütecekler, ondan sonra zarar edecek. Tüccarların tamamı dökülecek.”

Yüzü gülen kesim yok

Ekonomide tekstilden otomotive, tarım kesiminden besiciliğe bütün sahalarda ciddi sıkıntılar yaşandığını hatırlatan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Ekonominin bütün alanlarında çöküşler yaşanıyor. Tarım çıkmaza girdi; hayvancılık, ormancılık ve madencilik bitti. Türkiye’nin en güçlü olduğu saha olan tekstil döküldü” dedi.

MEM’de incelikler var

Başbakan Erdoğan’ın kendi tezi olan Milli Ekonomi Modeli’nden aşırmalar yaptığına işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu konuda şu değerlendirmelerde bulundu: “Sayın Başbakan, İran’a ve Rusya’ya gidiyor ve benim projelerimi çalıp söylüyor. Ben sana dedim ki, ‘ben senden bir tek kuruş almam, partimi kapatırım, danışmanlık yaparım bu ülkeyi gel kalkındıralım’. Niye çalıyorsun o zaman? Sen ne anlarsın bu işten. İktisat tarihinde böyle bir tez olmadı. Milli paraların devreye girmesi görüşünü ilk defa biz gündeme getirdik. Yüce Milletim bunlara çok iyi dikkat etmeli, bunlar bu işi bilmez. Sonra Milli Ekonomi Modeli’nde çok enteresan incelikler var, hepsinin anahtarı bendedir.”

ABD’yi bitirecek formül

Rus bilim adamı Prof. Dr. Victor Minin’le geçen Ramazan ayında BTP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu’nun evinde görüştüğünü hatırlatan Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “Rusya bizim ekonomik modelimizi 3 yıllık kalkınma planına aldılar. Victor Minin bana şunu söyledi: ‘2005 İstanbul Kongresi’nde ABD çökecek demiştin. Sayın Genel Başkan o zaman sen doğru söyledin. ABD şimdi çökecek.’ Ben de dedim ki: ‘ABD’nin sistemi çökecek ama Amerika çökmez. O gece ona bunu izah ettim. Dünyada bu kadar enayi milletler varken niye batsın ABD. Kağıdı boyayıp, mührünü basıyor, para diye herkese veriyor. Onlar aldıkları istihbarata göre konuştuğu için ‘yok batacak’ diye ısrar etti. Konuşmamız birkaç saat sürdü. En sonunda Sayın Minin, ‘Sana bir soru soracağım’ dedim. Dolar Moskova’da geçiyor mu? ‘Evet’ dedi. İtalya’da, Türkiye’de, Almanya’da, Hindistan’da, Çin’de... Hepsine ‘evet’ dedi. ‘Bu kadar enayi millet varken, ABD niye batsın’ dedim. Birden durdu. Yapacağınız iş milli parayı devreye koymak ve doları piyasadan silmektir. Bunu yaparsanız Amerika çöker. Ve hemen gitti Putin’e anlattı. Çalışma yaptılar ve dediler ki, ‘milli paralar cinsinden ticaret yapma kararı’ aldılar. O günden sonra ABD’nin ayakları sallanmaya başladı. İstese de batacak, istemese de batacak. Ama biz Müslüman insanlarız, merhametimiz sonsuzdur, isterse onları da kurtarırız.

Biz bu işi çok iyi biliyoruz. Bizim kadrolarımız hazır. Sadece yüce milletimizin bu kadroyu tensip edip iş başına getirmesine kalmıştır netice. Ne kadar bunu geciktirirsek, musibetler o kadar fazla artacak. BTP iktidar olduğu gün sabahleyin güneş farklı doğacak. Anneler, çocuklar, yaşlılar, sakatlar 7’den 70’e herkes sevinecek. İlk aydan itibaren kadınlara, çocuklara, 74 milyon Türk vatandaşına hem vallahi hem billahi vatandaşlık maaşı vereceğim. Ve ben öyle hazineler çıkaracağım ki, siz bunlara bakar kör diyeceksiniz. Nasıl oldu da senelerce bu hazineleri bunlar görmediler, diyeceksiniz.”

TUNALIM....

07 Nov 2009

(0)

İŞTE BAHÇELİNİN ve DİĞERLERİNİN GERÇEK YÜZÜ...

af, açılım


 

APO'YU MUHATAP ALAN VE İPTEN KURTARAN İMZALAR.
Eğer Gerçek Bir Milliyetçi Arıyorsan Sana PROF.DR.HAYDAR BAŞ yeter
Eğer Gerçek Bir DİNDAR Arıyorsan sana PROF.DR.HAYDAR BAŞ yeter
Eğer Gerçek Bir Atatürkçü Arıyorsan yine sana PROF. DR. HAYDAR BAŞ yeter
AMMAAAA İKİYÜZLÜ SATILIK AMERİKAN UŞAĞI HAİN ARIYORSAN DİĞERLERİ SANA YETER
KAYNAK: http://www.varanhaber.com/ 57. Hükümet'in Aralık 2000'de Af Yasasını (Rahşan Affı) Meclis'de gündeme getirmesiyle ilgili, 21. Dönem İçel Milletvekili Yiğit Ülkücü Ali Güngör'ün yaptığı müthiş konuşma! Bu konuşmayı yapan yiğit milletvekili,MHP tarafından partiden ihraç edilmiştir. “ŞEHİTLER ÖLÜR, VATAN BÖLÜNÜR” MÜ …AKP Hatay Milletvekili Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Prof. Dr Mustafa Öztürk, yaptığı bir konuşmada bakın neler döktürmüş; Devamı linkte,lütfen okuyunuz.
(http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=10111675#blog ) (GÖR BUNLARI EY TÜRK MİLLETİ !...)
ERMENİ,RUM, VE AKP, TÜRKİYE,YE KARŞI EL ELE
Avrupa perlamentosunda TÜRKİYE aleyhine alınan kararların metnini hazırlayanlar bakınız kimler,rum milletvekilleri,ermeni milletvekileri,ve akp antalya milletvekili mevlüt çavuşoglu,hem akp hemde milletvekili bu şahsiyet çıkıp yüce TÜRK milletinden özür dilemelidir ....Tunalım...

02 Nov 2009

(0)

KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME

ikaz, uyarı


 

1878 Yılında Berlin Konferansı’nda ortaya atılan Kürdistan senaryosu günümüzde ecnebilerin yerli taşeronları tarafından hayata geçirilmek istenilmektedir.
Tarihsel sürece baktığımızda görülecektir ki, Kürdistan Senaryosu’nun arkasındaki gerçek Büyük Ermenistan Devleti idealidir. Zira Berlin Konferansı’nda Ermeni Patrik’i Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas ve Diyarbakır’da Ermeni Devleti kurulması için teklif vermiştir.
Sevr Antlaşması’nın 62. ve 64. maddelerine göre ise İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerse Birleşmiş Milletler’e başvurup bağımsız bir devlet olma talebinde bulunabileceklerdi.
1912 yılında T. Wilson, Wilson ilkelerinde Türkiye sınırları içerisinde Ermenistan ve Kürdistan kurulmasını salık veriyordu.
SEVR HORTLATILMAK İSTENİYOR.
Lozan’da Lord Curzon: “Şimdi bu masada verdiklerimizi yakında ekonomik zorluklar içine düştüğünüzde bir bir geri alacağız diyordu.
Ülkemizin düştüğü borç batağı, yaşadığımız ekonomik kriz, milletimizin düştüğü psikolojik buhranlar ve oluşturulan sanal gündemlerle milletimiz daha zor günlerin kendisini beklediğini maalesef algılayamamaktadır. Türk Milleti karda donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor fakat ne yazık ki öldüğünün farkında değilsin.
KÜRT SORUNU YABANCI MENŞELİDİR.
20 Aralık 1919 tarihindeki Paris Konferansı’nda yer alan ve Kürt delegesi olarak seçilmiş olan Şerif Paşa Ermeni asıllıdır. Güya Kürtlerin sorunlarını dile getirmektedir fakat Ermeni ideallerine hizmet etmektedir.
Zira PKK’da Ermeni terör örgütü ASALA’nın devamıdır. MİT raporlarına göre Şanlıurfa ili, Halfeti İlçesi, Ömerli Köyü’nde doğan Apo’nun asıl adı Artin AGOPYAN’dır. Babası ise Suriye asıllı Ömer isimli bir Ermenidir.
Ve hafızalarımızı biraz tazelersek Güneydoğu’da ölü olarak ele geçen teröristlerin %80’inin sünnetsiz olduğu bir realitedir. Öcalan’da İmralı’daki görüşmelerinde ASALA ile 1980 lerde birlikte hareket ettiklerini ve toplantı düzenlediklerini itiraf etmiştir. Öte yandan ÖCALAN Papa’ya yazdığı mektubunda Hıristiyanlık dinine çok yakın olduğunu belirtmiştir. PKK eylemlerinde en çok katledilen ise Kürt vatandaşlarımız olmuştur.
Binaenaleyh bunların ne Kürtlükle ne de Müslümanlıkla uzaktan yakından alakaları bulunmamaktadır. Bunlar küresel güçlerin maşalarıdır. Amaçları Türkiye’yi parçalayıp bizleri küresel dünyanın uşağı haline getirmektir.
16.02.1999 yılında Kenya’da Abdullah ÖCALAN yakalanınca Vatikan: “1918 yılından beri Kürtler bağımsızlıklarını bekliyorlar.” açıklamasını yapmıştır.
Lozan’da Musul meselesi konuşulurken İngilizler Şeyh Sait’i kullandılar. Fransızlarla Hatay mevzusu konuşulurken Dersim İsyanı gerçekleşti, Türk ordusu Kıbrıs’taki kıyıma dur deyince ASALA örgütü devreye girdi.1984 yılında ise Ağır sanayi yatırımları ile birlikte GAP’ın gerçekleşmesi sayesinde Türkiye’nin kalkınması ve bölgedeki suyu kontrolü sağlanacakken Amerika’nın düğmeye basmasıyla PKK devreye sokulmuştur. Apo’nun: “Şeyh Sait’in devamıydım, kullanıldım. Batılı ülkelerden yardım alarak Türkiye’ye karşı savaştım.” açıklamaları tespitlerimizi doğrular niteliktedir.
ARZ-I MEV’UD’DA KÜRT KARTI
ABD’ nin Irak’taki Kürtleri kışkırtması üzerine; Saddam’ın Kürtleri yok etme kararı alması ile ABD bölgeye çekiç güç yolladı. Çekiç güçle birlikte bölgede 1000 olan PKK’lı terörist sayısı 25.000 ‘ e çıktı.
Kürt sorunu bilhassa Körfez krizi ile birlikte ABD Kongresi’nin gündemine gelmekle beraber, Rum ve Ermeni Lobileri’nin aksine, Yahudi Lobisi’nin desteğini alarak ortaya çıkmıştır. İsrail’in Ortadoğu’da son derece zayıflamış bir Irak istemesi ile birlikte Körfez Savaşı boyunca Saddam Hüseyin’in İsrail’e Scud Füzeleri’ni göndermesi; ABD Kongresi’nde Yahudi Lobisi’nin Kürt ayrılıkçılığını desteklemesine neden olmuştur.
İsrail Kürtlerin Araplar içerisinde yaşayan bir azınlık olduğunu ve kendileri için iyi bir müttefik olduğunu gördü. Kürtler İsrail’in sadık hizmetçisi yapılmak istenmektedir.
Öte yandan Washington’da kurulmuş olan bir think-tank kendisini bir Kürt Devleti kurmaya adamıştır.
Washington Institute for Near East Policy (Yakın Doğu Politikası için Washington Enstitüsü ) adlı bu kuruluş hedeflediği Kürt Devleti’ne Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da dâhil etmek istemektedir.
Amerikan, Yahudi Basınının önemli yayın organlarından biri olan Washington Jewish Weekly’ de Ortadoğu’daki sorunların Kürtlerden kaynaklandığını Self-Determinasyon ile bunların kaderlerini tayin etmesi gerektiğini belirterek hedeflerini açıkça ortaya koymaktadırlar.
İran-Irak Savaşında Kürtler İran aleyhinde kullanılmıştır. Daha sonra ise Yahudiler Irak’ın kuzeyinde bir Kürt Devleti, ortasında bir Sünni Devleti ve güneyinde bir Şii Devleti kurma amacındaydılar ve bugün buna kısmen ulaşmışlardır. Kürtler’in kullanılmasının amacı çok açıktır. “Ortadoğu’da –bu Müslüman Coğrafyasında- İsrail’den büyük devlet olmaması istenmektedir.
BİZ TEK MİLLETİZ, BİZİ KİMSE AYIRAMAZ.
Türk Milleti denildiğinde bir inançtan mürekkep millet anlaşılmaktadır. Ve bunun meydana gelmesinde kader ve tensib-i İlahi’nin etkileri inkâr edilemez. Türk Milleti’nin oluşmasında tarihi karabetin, ahlâki karabetin, akrabalığın özellikle “din birliğinin” önemi çok büyüktür.
Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ilk yıllarında uyguladığı nüfus politikasında da bu bilinci görmek mümkündür. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye nüfusunun elden geldiğince Müslümanlardan oluşması için çaba sarf etmiştir. Atatürk, “etnik” olmadıkları halde Müslüman kimliği ile Türkiye’ye bağlı olan Boşnaklar, Çerkezler gibi azınlıkların Türkiye’ye göç isteklerinin hepsini olumlu karşılamıştır. Hatta bazı tarihçiler bu politika nedeniyle Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği’nin bir yönden de “Müslüman Milliyetçiliği” olduğunu söylerler.
DİL FARKI MİLLİYET AYRIMINA SEBEP DEĞİLDİR.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın gerek kültürel gerek dini bakımdan birbirlerinden farkları olmamasından dolayı etkileşimleri fazla olmuştur. Her milliyet farkının dil farkını gerektirdiği ama her dil farkının milliyet farkını gerektirmediği sosyolojik bir gerçektir. Amerika’da yaşayan zenciler asimile olarak dillerini yitirmişlerdir fakat herkes bilir ki onlar milliyet bakımından diğerlerinden ayrılmaktadır.
İSLAM BÖLÜCÜ DEĞİL BÜTÜNLEŞTİRİCİDİR.
Kürtler ve Türkler de bir arada yaşamaları hasebiyle birbirlerini etkilemişlerdir. İslâm Medeniyeti’nin bir gereği olarak birbirlerine farklı göz ile bakmayan bu iki topluluk kardeşlik duyguları içerisinde birbirlerinden kız alıp kız vermişler, kan kana karışmıştır. Taki bölücü unsurların ortaya çıkıp siz birbirinizden farklısınız deyip nifak tohumlarını aralarına ekene kadar…
Bu ayrılığı körükleyenler de elbette ki bu kardeşçe duygulara sahip olmayan ve İngiliz casusu Lawrence gibi Ermeni Şerif Paşa gibi Kürtlerin içlerine sokulan bir grup hain tarafından yapılmıştır.
KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME.
Tarih ilmi, geçmişten ders alınarak, geleceğe sağlam adımlarla yürünmesi için yol gösterici bir ilimdir. Tarihten ders alındığı müddetçe, tarih tekerrür etmez.
Hicaz’da Müslüman Arap kardeşlerimiz kandırılmış; kendi ailesini, kendi vatanını bırakıp kutsal toprakları korumaya giden Osmanlı askerleri Arap hançerleriyle can vermiş, üzerlerindeki her şeyleri(iç çamaşırları dâhil) bedeviler tarafından yağmalanmıştır. Bugün aynı oyun doğudaki Kürt kardeşlerimiz üzerinde oynanmaktadır. Buradan onlara sesleniyoruz: Kürt kardeşlerimiz oyuna gelmeyiniz, akıttığınız kan Müslüman kanıdır. Dış mihrakların Kürtleri düşündüğü falan yok onların amacı, Büyük Ermenistan’dır, Arz-ı Mev’ud hülyalarıdır. Bugün Arap Yarımadasına bakıp ibret alın. Onlar da dün sizin gibi kandırıldı ve bugün İsrail’in amaçlarına hizmet etmek için kanları akıtılıyor, namusları kirletiliyor, evleri başlarına yıkılıyor. Hülasa yüzleri gülmüyor. Eğer bu oyuna gelirseniz sizin de yarın akıbetiniz hayrolmaz.
EL ELE VERELİM BU OYUNU BOZALIM.
Gerçekleştirilmek istenilen nihai hedef Federatif yapı, Otonomi ve bunların akabinde parçalanmadır. Ortadoğu çok bilinmeyenli bir denkleme benzer parçalardan birinin değişmesinin diğerlerini etkilememesi imkânsızdır. Kürtler’in kullanılması domino etkisi yapacaktır ve bölge bir kez daha çıkmaza sürüklenecektir.
Ülkeleri bölüp parçalamanın o ülkenin çıkarlarına fayda sağlamayacağı aşikârdır. Eğer tarih tekerrürden ibaretse geçmişteki hüsran dolu tabloların yaşanmaması için oyunun Emperyalizm-Siyonizm menşeli olduğu görülmelidir. Aksi takdirde geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalacaklardır. Unutmamalıyız ki, ağaçtan düşen yaprak rüzgârın oyuncağı olur. Ortada ki müthiş hadisenin çaresi ise Osmanlı’nın 6 asır uyguladığı “İslam Kardeşliği” fikri, Atatürk’ün “Müslüman Milliyetçiliği” ideolojisidir.
Burak EVCİ-TUNALIM...

21 Oct 2009

(0)

AİDİYET DUYGUSU İLE DONANMAK...

ideal, millet, vatan


 


 
Kültürel, ekonomik ve siyasal sahada yoğunluk kazanan tahribatların altında yatan asıl sebep; milleti millet yapan “aidiyet duygusu”nun tahrip edilmesidir. Ulus olarak yaşadığımız bu sıkıntılardan kurtulmadığımız takdirde istenilen başarıları elde etmek asla mümkün olamayacaktır.
Aidiyet duygusunu kuvvetlendirmek için fertler, ait olduğu milletin değerleri ile bezendirilmeli, kendi tarihine ve kültürüne bağlılığı sağlanmalıdır. Bu konuma gelen fertler, ait olduğu değerlerin uğruna fedakârlıklara katlanabilir. Nitekim bir milleti ayakta tutan değerlerin başında aidiyet duygusu gelir.
Aidiyet duygumuz yeterince gelişseydi..!
Gelinen durum itibariyle milletimizin aidiyet duygusunun yeterince gelişmediği gözlemlenmektedir.
Millet olarak aidiyet duygusu yeterince gelişseydi;
– Vatan toprakları üzerinde dönen dolapları görür, dâhili ve harici düşmanlara karşı can siperâne bir mücadele ortaya koyardı, böylece vatan toprakları kolayca satılamazdı..!
– Ait olduğu kültürü anlamış olsaydı o kültürün emri olan; “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyruğunu yerine getir, kimse evinde ya da çöplükte açlıktan ölmezdi..!
– Faiz illetini hemen her eve sokan batının kapitalist ekonomi anlayışlarını ülkemize hakim kılmazdı..!
– Kendi menfaatini başkasının menfaatinden üstün görmez, yardımlaşma duygusunu hâkim kılma yolunda gayret sarf ederek yaşadığımız toplum huzur ortamına dönerdi..!
– Ait olduğu Türk milletinin tarihini bilseydi; AB ve ABD önünde kapıkulu gibi el açıp dilenci konuma düşmezdi..! Yapılan uygulamalar maalesef aidiyet duygusunun gelişmesi yönünde olmamış, bize ait olmayan haçlı batı kültürünün her cepheden etkisi altında kalınmış, millet olarak hiç de iç açıcı olmayan hallere düşürülmüşüzdür.
Milli siyasetimiz ne olmalı?
Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutukta “TÜRK MİLLETİNİN TAKİP ETMESİ GEREKEN SİYASİ İLKE: MİLLİ SİYASET” başlığı altında ortaya koyduğu ilkelere bakınca o günden bu güne gelinen noktayı tespit etmekte zorlanılmayacağı kanaatindeyim... “Efendiler, Meclis’in açıldığı ilk günlerde, Meclis’e, içinde bulunduğumuz durum ve şartları açıklayarak takip edilmesini ve uygulanmasını yerinde bulduğum görüşlerimi arz ettim. Bu görüşlerin başlıcası Türkiye’nin, Türk milletinin takip etmesi gereken siyasî ilke ile ilgiliydi…
Bizim, kendisinde açıklık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasî ilke, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların dimağlarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir. Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak...” (Nutuk)
Özünü tanımayan milletler yok olmaya mahkûmdur
Bu gün itibariyle geriye dönüp bir baktığımızda milli siyaseti bir ilke kabul eden Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra yavaş yavaş milli politikalardan uzaklaşılmış, bütün ilişkiler batının arzuları istikametinde gelişmiş, adeta kendi irademizden uzaklaşılmış ve başkalarının iradesinde yok olmak durumuna düşülmüştür.
Gelinen noktada milli bir siyasetten milli bir duruştan asla söz edilemez. Vatanımızın bütünlüğüne milletimizin bekasına kasteden bir terör örgütü ile mücadeleyi bile ABD ve AB ekseninde değerlendirip, adeta düşmandan medet umar bir hale düşmüşüz. Kanunlar milli menfaatlerden çok batının menfaati çerçevesinde çıkarılmaktadır. Bu durumda milli bir siyasetten ne kadar bahsedebiliriz. Aslında milli siyasetten uzaklaşmanın emareleri kendi dışımızda çözümler aramak durumuna düşürüldüğümüzden de anlaşılmaktadır. AB politikaları bunun en bariz örnekleridir.
Kendi kültürüne güvenmeyen, kendi özünü tanımayan ve dolayısıyla aidiyet duygusuyla donanmayan bir milletin başkalarının iradesinde yok olması kaçınılmazdır.
Asıl mesele: insan meselesidir
 
“Devlet millet için vardır.” Milletler kendi kendilerini idare etmek için türlü türlü yönetim şekilleri aramışlar, denemişler. Bu arayış, dünyanın başlangıcı ile başlayıp insanlık nesli yok oluncaya (kıyamete) kadar devam edecektir.
Bu arayışta dünyanın en eski medeniyetleri arasında, en önlerde yer alan Türk milleti, hangi yönetim şeklini tercih ederse etsin, onun esaslarını; insan onuruna uygun bir formata çevirmiş, insanın mutluluğunu ve refahını esas alan bir uygulama şekline dönüştürmüştür. Türk milletinden başka devletler; hangi yönetim modeli olursa olsun o modeli, insanlığı köle olarak kullanmaya yönelik uygulamalara dönüştürmüşlerdir.
1980’li yıllarda Prof. Dr. Haydar Baş hocamızı tanıdığımda, çok ilgimi çeken bir tespiti ile karşılaşmıştım. Diyebilirim ki benim dünya görüşümü temelden değiştiren bir tespittir bu tespit. Arz edeyim efendim;
***
Yönetim şekilleri, yöneten insanın görüş ve niyetiyle önem kazandığından bahisle, bıçak örneğini vermişti: “Bıçak, annelerimizin elinde yemek hazırlayan bir alet, doktorun elinde can kurtarıcı bir alet, katilin elinde can alıcı bir malzemedir” Buradan anladığımız; bıçak, kullanıcının elinde değer kazanarak, kullanıcının niyetini icra eden bir şekil arz etmektedir.
İşte yönetim şekilleri de o yönetimin başında bulunan kişinin niyet ve davranışlarına göre değer kazanmaktadır.
İnsanlar farklı uygulamalarla; “Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi” ile, demokrasiyi ne hale getirdiler. Hem de yanı başımızda Irak’ta dökülen kanlar, yapılan zulümler ve işgal, demokrasi adına yapılmıyor mu?
***
Ben, Prof. Dr. Haydar Baş Beyi tanıdığımdan bu yana ; “Mesele insan meselesidir, insan meselesini halletmeden hiçbir şeyi halledemezsiniz” tespitini ısrarla gündem etmiştir. Yaptığı her hizmette insan unsurunu merkez kabul etmiş, insanın tekamülü için elinden gelen gayreti göstermiştir.  
İnsan ihmal edile edile, bugün gelinen nokta; insanlar yönetimden, yönetim insandan şikayet eder olmuş, huzursuzluğun hakim olduğu acayip bir hal oluşmuştur. Bir yönetim krizi söz konusudur.
Yukarıda bahsettiğimiz bıçak meselesinde olduğu gibi bu da yönetenlerden kaynaklanmaktadır.
Çünkü; insana göre yönetim değil, yönetime göre insan tarzından yola çıkılmış, böylece insan merkezin dışına çıkartılmıştır. Netice olarak millet devletinden, devlet milletinden bizar bir hale gelmiştir. 
***
Aziz Türk milleti, içinde bulunduğu en olumsuz şartları tekrar lehine çevirmesini bilmiştir. Millet devletine sahip çıkacak, devlette milletine sahip çıkarak ona hizmet edecektir. Böylece özlenen başarılar elde edilecektir. Özlenen başarının ve huzur ortamının oluşması için yapılması gereken; devletin bütün kurallarını, merkezinde insanın bulunduğu bir hale dönüştürmesi;  dolayısıyla “sosyal devlet, milli devlet” anlayışının  hakim kılınmasıyla gerçekleşecektir. TUNALIM....

12 Oct 2009

(0)

UYANIK OLALIM! EL ELE, GÖNÜL GÖNÜLE VERELİM! VAR MISINIZ?..

davet


 

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP)                                                                                                               'TÜRKİYE; asırlardır üzerinde HESAP yapan DÜŞMANLARININ bugün de

OBJEKTİFİ ALTINDA bulunmaktadır. Bu yüzden ÜLKEMİZ üzerindeki

OYUNLARIN ardı arkası kesilmemektedir...

***************************************************

..12 EYLÜL 1980 öncesi SAĞ-SOL adı altındaki ÇATIŞMALARIN ALANI

haline gelen TÜRKİYE, BEŞBİNİN ÜZERİNDEKİ evladını TOPRAĞA

GÖMMÜŞTÜR...

***************************************************

...Daha sonra ve bugün, ETNİK ve BÖLGESEL SORUNLAR bahane edilerek

ve MİLLET BİRBİRİNE DÜŞÜRÜLEREK; ÜLKEMİZ İÇTEN ÇÖKERTİLMEK

İSTENMEKTEDİR...

***************************************************

...LAİK-MÜSLÜMAN ÇATIŞMASI tezgahlanmış, ALEVİ-SÜNNİ KAVGASI

oluşturulmaya çalışılmış, TÜRK-KÜRT gibi IRKİ unsurlar kullanılmak

istenmiştir. Halen çeşitli iç ve dış OYUNLAR sürdürülmektedir. Bu

OYUNLARIN bir kısmı İÇ, bir ÇOĞU DA DIŞ KAYNAKLIDIR.....'

***************************************************

TÜRKİYE'Yİ 72 MİLYONLUK BÜYÜK BİR AİLE OLARAK GÖRMEK

ANA DÜŞÜNCEMİZ OLSUN......

***************** VAR MISINIZ ? *********************


************** HERŞEYİN HAYIRLISI *******************


**********KAİNATIN DORUK NOKTASINDAKİ BİR TÜRKİYE VE HUZURLU BİR DÜNYA DİLEĞİYLE********************* TUNALIM...

12 Oct 2009

(0)

KÜRESEL ZARAR 3.4 TRİLYON DOLAR...

kriz


 

KÜRESEL ZARAR 3.4 TRİLYON DOLAR

IMF’nin Küresel Finansal İstikrar Raporu’na göre, küresel krizin yol açtığı zarar 3.4 trilyon dolar oldu. Rapor, bankaların kredilerindeki sıkıntılar nedeniyle

Uluslararası Para Fonu (IMF), İstanbul toplantıları öncesinde ana raporlarından Küresel Finansal İstikrar Raporu’nu açıkladı. IMF ülkelere, “Ekonomi politikasını hazırlayanlar piyasa disiplinini onarma, sistemik kurumların ortaya koyduğu risklere yönelme arayışında olmalıdır” tavsiyesinde bulundu.
IMF Küresel Finansal İstikrar Raporu’nun “Chapter I” bölümü açıklandı. “Gelecekteki Finansal Zorlukların Rotasını Çizmek” başlıklı bölümle ilgili basın özetinde, raporda dünya ekonomisiyle ilgili verilen üç ana mesaj şöyle sıralandı:
* Küresel finansal istikrar iyileşmiş durumda, fakat yüksek risk varlığını sürdürüyor.
* Tahmini küresel kayıp 3.4 trilyon dolara doğru geriledi. Ancak bankaların verdikleri kredilerde daha ileri bir kötüleşme yaşanması bekleniyor, bankaların yazdıkları zararın henüz yarısı tanımlandı.
* Ekonomi politikasını oluşturanlar kısa vadede önemli zorluklarla karşı karşıya. Zorluklar ekonomik canlanmayı destekleyecek yeterli kredi büyümesinin sağlanması, uygun çıkış stratejilerinin düzenlenmesi ve ağır kamu borçlanmasından kaynaklanan yükselen risklerin yönetilmesini içeriyor.
Rapora göre küresel finansal istikrar, benzeri görülmemiş ekonomi politikası önlemleri ve ekonomik canlanmanın işaretlerini izleyen dönemde iyileşme gösterdi. Hala genel risklerin yüksek kaldığı ve gidişin tersine çevrilmesi risklerinin önemli bulunduğu belirtilen raporda, “Küresel kayıpların, krizden dolayı 2007–2010 için şimdi, büyük ölçüde yükselen menkul kıymet değerlerine bağlı olarak, kabaca 3.4 trilyon dolar (son Küresel Finansal İstikrar Raporuna göre yaklaşık 600 milyar dolar daha düşük) olduğunu tahmin ediyoruz” denildi.

Yükselen piyasalar
Türkiye’nin de dahil olduğu yükselen piyasalardaki “kuyruk risklerin” güçlü ekonomi politika önlemleri sayesinde azalmış bulunduğu belirtilen raporda şöyle denildi:
* Asya ve Latin Amerika ülkeleri çekirdek piyasalardaki istikrarın ve portföy akışındaki iyileşmenin yararını gördü. Bununla birlikte şirketler sektöründe refinansman ve temerrüde düşme riskleri görece yüksek bulunuyor. Şirketlerin gelecek iki yılda 400 milyar dolarlık döviz borcunun refinansmanı yükü altında kalması bu duruma eşlik ediyor. Sorun en akut halde, şirket kazançlarının resesyon ve birkaç büyük temerrüdün sonucu olarak keskin bir şekilde düştüğü yükselen Avrupa ekonomilerinde bulunuyor.
* Hükümetler orta vadeli mali sürdürülebilirlik ve çıpa beklentileri üzerinde güvenilir taahhütlerde bulunmadıkça, riskin özel sektörden kamu bilançolarına transferi, uzun vadeli faiz oranlarının yükselme baskısıyla karşılaşması endişelerini artırıyor.
* Sistemik riskler azalmışken, ekonomi politika değişiklikleri önemli bulunuyor. Ekonomi politikalarını yapanların, yeni başlayan ekonomik canlanmayı desteklemek için yeterli kredi büyümesini sağlamaya, uygun çıkış stratejilerini planlamaya, bilanço baskılarıyla bağlantılı riskleri yönetmeye ve düzenleyici organlarla piyasa güçleri arasında, gelecekteki sistemik riskleri azaltmaya yönelik olarak dengeyi korumaya gereksinimleri var. Orta vadeye doğru, ekonomi politikasını hazırlayanlar piyasa disiplinini onarma, sistemik kurumların ortaya koyduğu risklere yönelme, makro anlamda sağgörülü politika yaklaşımı oluşturma ve sınır ötesi finansal kurumlar üzerinde güçlendirilmiş bir gözetim arayışında olmalıdır.Tunalım...

12 Oct 2009

(0)

MİLLETİ AÇ BIRAK; AÇILIMLA AVUT...

açılım


AKP hükümeti her gün ortaya bir enstrüman getiriyor. Türk milletini meşgul edecek… Oyalayacak… Hükümetin vahim icraatlarını görmezlikten gelmeye yarayacak! Milletin gündemi dışında işler bunlar! Ya bir devlet kurumu ile dalaştır bu… Yahut AB’nin bir talimatı… Yahut da bir IMF fermanı… Veya bir ABD–BOP projesi! Geriye doğru hafızanızı tazeleyin; ne kof gündemlerle meşgul olmuş Türkiye! Yıllardan beri bir arpa boyu dahi yol almamış, alamıyor ne devlet, ne de millet Ne kof gündemlerle kaybettik yılarımızı… Etnik açılım paketi bunlardan biri! Ermeni açılımı bunlardan biri! İran’a karşı Amerikan eksenli manevralar bunlardan biri! ABD’den füze alımı bunlardan biri! Hangisi milletimizin derdi?! Hiçbiri… AKP ve küresel ağabeylerinin taktiği ortada: Türk milleti aç bırak; açılımla avut, paketle oyala, füze ile oynaştır, İran ile dalaştır! Bu vaziyet, faturası ağır çok vahim bir gidişattır! Milletimizin derdi belli: İş… Aş… Geçim! İşsizlik almış başını gidiyor. Yoksulluk hakeza! Can kalmamış piyasada ve millette! Tüketim bitmiş, üretim bitmiş; kaskatı kesilmiş ortalık… Hükümet ve arkasındaki IMF şefleriyle bu tabloyu gizliyor… Yüzde 13, ekonomi daralması yaşayan, büyümesi eksi 13’lerde gezinen bir Türk ekonomisi var ortada. Hükümet ve IMF şefleri, 2010 için yüzde 3’lük büyüme havası basıyorlar. Siz onu gelin de milletin külahına anlatın! Bırakın yalan rakam ve istatistiklerle milletin gözünü boyamayı da; işsizlik, yokluk ve yoksulluğu bir de millete sorun, işçiye, köylüye, çiftçiye, sanayiciye sorun! Dünya Bankası ve Beyazsaray’ın ekonomi eski baş danışmanlarından John Perkins, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları adlı itirafname yayınlıyor, dünya ekonomilerini, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini nasıl batırdıklarını anlatıyor. Perkins, itirafnamesinde. nasıl yalan istatistikler ve sahte rakamlar türettiklerini örnekleriyle aktarıyor. Türk ekonomisinde de işte bu yalan rüzgarları esiyor şimdi! 2010’da Türk ekonomisi yüzde 3 büyüyecekmiş! 2008 ve 2009’da ne yaptınız ki, 2010’da büyüyecek?! Türk ekonomisini yüzde 13 batıranlar, pembe tablolar üretmekle meşguller! Bu yalanları ne etnik açılım, ne patriot, ne Ermeni şallarıyla örtebilirsiniz! Millet aç… İş ev aştan başka hiçbir şey, milletin açlığını gideremez, milletimizi avutamaz! Tencerelerde taş kaynıyor! Çocuklarına tenceresinde taş kaynatan ve onları avutan ananın kapısını sırtındaki un çuvalıyla çalan Hz. Ömer’in hikayesiyle nutuklarını süsleyen Başbakan R. T. Erdoğan, aynanın karşısına geçiyor mu?! Milyonlarca ana aç… bebekler sütsüz, gençler işsiz! Erdoğan’ın hiçbir etnik manevrası bu açlığı gidermez, iş ve aş sağlamaz! Muhalefetin de heybesinde iş ve aş adına hiçbir proje yok! O halde tek yol var Türkiye için… 70 milyon hep beraber tek yürek olarak şöyle haykırmak: İş–aş Haydar Baş! Kapitalizmin batağında debelenen 80’i aşkın ülke, Prof. Dr. Haydar Baş beyin Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet projeleriyle şahlanıyor. Aklın yolu bu… Başka yol da yok! Hayır, şöyle bir başka yol daha var, diyebilen varsa beri gelsin! Türk milleti bu gerçeği görene kadar yokluk ve işsizlikle cebelleşmeye mahkumdur.M.Emin Koç--TUNALIM...

12 Oct 2009

(0)

BTP’DEN KÜRT AÇILIMI MANİFESTOSU

manifesto


 

 
1) Kürt açılımı projesi yerli bir senaryo değildir. 2) İmralı’dan Ankara’ya, Ankara’dan İmralı’ya aynı şeyi söyleyen ağızlar Kürt açılımını ortak seslendiriyor. 3) Açılım, bir paket ya da sınırları belli herhangi bir proje değil (aynen Avrupa Birliği katılımı gibi) bir süreçtir. Yani hiçbir zaman şu ve şu şartları yerine getirirseniz vazifenizi yapmış olursunuz denmeyecek, bilakis, daha ortada hiçbir şey yokken yer isimlerinin değiştirilmesi gibi ödemeler peşin, karşılıklar vadeli ve müphem olacaktır. 4) Süreç, birlik ve beraberliği değil açıkça ayrılığı körüklemekte, görülen mikro milliyetçilik, Türkiye’ye çözüm olarak sunulmaktadır. Oysa bu akım Bosna, Ruanda gibi dünyada emsali görülmemiş katliamların sebebidir ve Dünya tarafından lanetlenmiştir. 5) Proje ile Güneydoğu’da farklı bir millet, farklı bir din ve farklı bir devlet üretiliyor. 6) Bu tür projeler Osmanlı’da da (Tanzimat, ıslahat fermanları, meşrutiyetin ilanı gibi) çözüm getirmemiş, imparatorluk yıkılmıştı, şimdi de Türkiye için aynı kefen biçilmektedir. 7) Sağ, Sol, Alevi, Sünni ayırımı gibi Türk- Kürt ayırımı da sunidir. Bu ülkenin böyle bir kavgası yoktur. 8) Ciddi devletler, büyük hamleler için kendilerini en güçlü hissettikleri zamanı gözetirler. Oysa Kürt açılımı, devlet kurumlarının, özellikle de terörle mücadelede devlet adına vazife gören kurumların en fazla yıpratıldığı, vatandaşın da kriz pençesinde sağlıklı muhakeme edemez hale geldiği bir döneme denk getirilmiştir. 9) Açılım aynı zamanda ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve Kuzey Irak’ta ‘Kürt’ ibaresine haiz bir devletin kurulmasıyla eş zamanlıdır. 10) Paket Anayasadaki vatandaşlık tanımını değiştirmekte, etnik kimliklere millet sıfatı öngörmektedir. 11) Fener Patriği ve diğer dini azınlıklar sürece halen müdahildir, Başbakan konuyla ilgili beyanatlarında “36 etnik grup”tan bahsederek hedef göstermiştir. 12) Açılımın bir başka bariz hedefi, ‘Hakikat Komisyonları’ teşkiliyle terörle mücadelenin bir soykırım suçu gibi ambalajlanmasıdır. 13) Terörün hedeflerini birebir benimseyip devlet politikası ilan edenler akan kanlarda terörü örgütleyip besleyen ve onun üzerine hesap yapanlar kadar vebal sahibidir. Bölünme ve etnik kimlik bir zamanlar devletimizin düşmanları için ulaşılmaz bir rüya iken bu gün alelade bir fikir haline gelmiştir. Bu da terörü hazırlayanlarla mutlu sona ulaştıranların aslında aynı bünyeye mensup olduğunu hatıra getirmektedir. 14) Türkiye Cumhuriyetinin ve halkının hâkimiyet hakkını Avrupa Birliğine devredenler, Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye asma vaadi ile getirdikten sonra İmralı’ya konuşlandırıp can güvenliği teminatı verenler, ikiz yasalarla devleti Avrupa Birliğinin zincirli kölesi yapanlar da herhalde bunlardan farklı, ayrı ve gayrı değil hatta terör zincirinin bizzat orta halkasıdır. . 15) Bu süreç, BTP genel başkanı Prof. Dr. Sayın Haydar Baş tarafından çeyrek asırdır ifade edilmekte olup, ekonomik ve kültürel unsurlar bihakkın yerine oturtulmadan (Milli Ekonomi Modeli gibi) hiçbir olumlu mesafe alınamayacağı tespit edilmiştir. Kısaca çözüm vardır ve bu çözüm bizim çözümümüzdür. Yabancı patentli, dikte değildir. 16) Teröre gerçek çözüm devletle vatandaşın her zamankinden daha sıkı kaynaşması ile olur. Bu, 70 milyonu ayırım gözetmeden kucaklamak anlamına gelmelidir. Yoksa devlete elde silah isyan edeni ödüllendirir, çocuğunu şehit verenin boynunu bükerseniz çözdüğünüzden daha büyük sorunları milletin ve devletin başına açarsınız. Bir kısım insanlara etnik azınlık adı altında diğer sıradan vatandaşların haiz olmadığı imkânlar tahsis etmek de aynı neticeyi doğuracaktır.     TUNALIM…

30 Sep 2009

(0)

AÇILIM KONUSUNDA A.K.P ninde KAFASI KARIŞIK...

açılım


 

Açılım konusunda sadece miletin değil, anladığım kadarıyla hükümetin de kafası hayli karışık.
Kendi fikirleriyle değil de başkalarının talimatıyla bir yola girdiği için ne yapacağını bilemeyen adamın tavırlarını seyrediyorum Başbakan Erdoğan ve AKP’nin diğer önde gelenlerinde.
Bir daraltıyorlar açılımı bir genişletiyorlar.
Bir isim koyuyorlar sonra o ismi terkedip yeni bir isimde karar kılıyorlar.
Ama hiçbir kararları uzun zaman devam etmiyor. Hemen eskiyiveriyor.
Bence bu kararsızlığın göstergesi ve hangi talimatın geleceğini bilememenin işareti...
Sayın Başbakan Erdoğan ABD’de Princeton Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada açılımı daha da genişletti. Hem de açılım sürecinin nasıl yürütüleceğinin işaretlerini verdi.
Türkiye’de sadece Kürtlerin değil 30’u aşkın etnik unsurun sorunları olduğunu söyleyen Erdoğan, önceliği Kürt açılımına vereceklerini söyledi. Diğer açılımları ise daha sonra yapacaklarını dile getirdi. Açılım süreciyle ilgili olarak da “Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire bu süreci devam ettirmemiz lazım” diye konuştu.
Erdoğan’ın bu açıklamasının çok yönlü ele alınmalı bence.
Ben bugün iki yönden değerlendirmek istiyorum Başbakan’ın açıklamalarını.
Birincisi, Kürt açılımı süreciyle ilgili olarak yapılan eleştirilerin Başbakan Erdoğan’ı sarstığını gösteriyor bence bu sözler. Çünkü Kürt açılımı süreci başladığından beri eleştiriler, “bizde açılım isteriz” diye diğer etnik kökene sahip olanların da çıkabilecekleri yönünden geldi hep.
Sanırım hükümet biz herkese açılım yapacağız diyerek bu eleştirleri boşa çıkarma gayretinde.
İkinci dikkat çekmek istediğin nokta birincisine göre bence daha önemli.
Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından anladığın kadarıyla bundan sonraki süreçte hükümet, Kürt açılımını sıradan bir açılımmış gibi göstermeye çalışıyor. Atılan adımları sıradanlık perdesiyle örterek milletin tepkisini ortadan kaldırmaya ya da minimuma indirgemeyi amaçlıyorlar.
Bir yerlerden talimat alındığını böylelikle gizlemek hevesindeler.
Ama atlantik ötesinden ya da Brüksel’den gelen talimatlarla istenen adımlar öyle kolay kolay gizlenebilecek gibi görünmüyor.
Yavaş yavaş değil, Türkiye hızla parçalanmaya ve ayrışmaya doğru gidiyor hükümetin açılımlarıyla.
Bu işin sonu hiçkimse için hayırlı olmayacak.
Ve yapılan yanlışların telefi edilmesi çok sancılı olacak ya da imkansızlaşacak.
Talimatla yönlendirilen siyasi anlayışlar ülkeyi hiçbir zaman düzlüğe çıkaramadılar. Her zaman daha da kötü duruma düşürdüler.
Bundan dolayı ya hükümet talimat almaktan kurtulmalı ya da millet talimat alanlardan...

O.Dede--TUNALIM...

29 Sep 2009

(0)

Search